|
Allianoi'nin küçük bir termal merkezi olduğu sanılmaktadır. Sıcak sudan bu dönemden itibaren yararlanılıyordu. Helenistik Çağ'a ait sadece birkaç arkeolojik ve nümizmatik eser ele geçmiş olmasına rağmen Allianoi merkez yerleşiminde Helenistik mimariye rastlanılmamıştır. Roma İmparatorluk Dönemi'nde (İ.S. II. yüzyıl) kült merkezinde, Anadolu'nun pek çok merkezinde ve Pergamon'daki Asklepieionda olduğu gibi büyük bir bayındırlık faaliyeti yaşanmıştır. Kült merkezinde mevcut binaların büyük bir kısmı bu döneme aittir. Ilıcanın yanı sıra, köprüler, caddeler, sokaklar, insulalar, geçiş yapısı, propylon, ve nympheum bu dönemde planlanır.. |
| Allianoi'ye Mektup |
|
|
|
| Yazar Administrator | ||||||
| Perşembe, 18 Aralık 2008 | ||||||
|
EGE’NİN IŞIKLARI Ege’de, ama Ege’nin denizinden uzak, tarihine küskün, belki de düşlerini yitirmiş bir köşesinde başladı her şey. Paşa Ilıcası derler, nenelerimiz girerdi sıcak suyuna, geçsin diye bacaklarındaki ağrı. Biz de çocukken, o suda iyileştirirdik kanayan dizlerimizi. Mozaikler varmış zamanında odalarında, görenler anlatır. Birde aslan heykeli çıktı derler, kimsenin akıbetini bilmediği bir heykel. İlya deresi akar ılıcanın önünde. Öyle cılız çelimsiz olduğuna bakmayın. Kışın coşup, taşarak önüne geleni sürükleyen de odur, büyük selde Ilıcayı toprağa gömen de. Hiç unutmadım, 98 yazıydı. Sıcak adamakıllı hırpalarken bizleri, kuş uçmaz kervan geçmez bu derenin kenarında, ışıklar görmüş, ilçeden dönen köylüler. Kimi güçlü, kimi daha güçlü bazıları ise zayıfmış bu ışıkların. Gidip baktık gizlenerek. Ama anlayamadık ne olduklarını, ne yapmaya çalıştıklarını ve korkuttu bizi anlaşılamayan. Sadece, ektiğini biçtiğin bu topraklarda, tütüne attığımız zehir yüzünden, ateş böcekleri bile görülmüyordu uzun zamandır. Ama şimdi, durup dururken, kaplıcanın çevresindeki tarlalarından yükselen bu ışıltı da neyin nesiydi.
Köy kahvesinde futboldan başka konuşacak yeni bir konu çıkmıştı bize de. Gözlüyorduk onları, yaptıklarını, toprak altından çıkarttıklarını, biraz korku biraz da merakla. Yıllar geçiyor ve çoğalıyordu ışıklar yıllarla birlikte. İşte bir tane daha, nasıl da parlak. Onu bir kaç yıldır görüyorum buralarda. Dışarıdan gelip bizimkilere katılmış olmalı. Bu kadar güçlü olması tedirgin ediyor insanı. Dokunduğu her yeri yeşerten yetmişlik bir delikanlı*. Ne istiyor, elindeki şapkasını açmış, para mı, yardım mı? Hiç sormadım ve de dinlemedim anlattıklarını. Korktum, benden de bir şey ister diye. Gün geldi sönüverdi o heybetli ışık, öyle, aniden. Biz O’nu dinlemeden. “Her ölüm erkenmiş” dedi birileri. Doğru mu acaba?... “Çabamız çocuklarımızın geleceği için” dedi bize ışıklar “Bizden sonrasına miras kalmalı bu kalıntılar”. Ama biz, kendimizden sonrasını hiç düşünmemiştik ki bu güne kadar. Öyle ya. Biz, bize verilen hayatı yaşamaya alışmışız yıllardır. Doğruları söyler büyüklerimiz ve öğreniriz böylece doğrunun hangisi olduğunu. Karşı çıkmak mı? hem de büyüklerimize! Görmedik mi yaşanılanları zamanında, tarihimiz baş kaldıranların çektiği acılarla dolu değil mi? Sonra duyduk, bir çok yerde daha parlamaya başlamış ışıklar. Bizimkilere katılıp güç veriyorlarmış. Bak işte geliyor onlardan biri, kilometrelerce öteden*. Nasılda doldurmuş torbaları yiyecekle. Kan ter içinde taşıyor doyurabilmek için diğerlerini. Yaşlı, yumuşak yüzlü olduğuna aldanmayın. Öyle laflar ediyor ki, susup kalıyor karşısında bizim muhtar bile.Sonra; sonra bir şey daha duyduk. Köy kahvesinde toplayıp anlattı bize büyüklerimiz. Bu ışıklar yanıp durdukça, biz hep böyle yarı aç yarı tok yaşamaya devam edecekmişiz. Ama giderlerse, sönerlerse...... Karanlığa boğduk onları, sularını kestik, sönmediler. Geniş masalarda oturan, güçlü büyüklerimiz mazot doldurdular traktörlerimize, “hadi gidin” dediler. Gittik üzerlerine, ama işe yaramadı hiç biri, yıldıramadık. Cerenimo’larını* zehirledik, öldürdük, yüreklerini yaktık onların. En son “kovalım” dedi Ankara’da ki büyüklerimiz. “Kovalım bu topraklardan o zaman dağılır, sönerler çaresiz.” Artık hiç ışık kalmadı tütün tarlaların arasında. Hepsi gitti bir yerlere, dağıldılar. Başka başka şehirlerde parlıyorlarmış hala, duyuyoruz. Ama arkalarından kalan bu ıssızlık ta neyin nesi, bu karanlık. Her yer sessiz yine, eskisi gibi. Kuş uçmuyor kervan geçmiyor. Düşünüyorum da bazen, büyüklerim değil, ben düşünüyorum, ama cevap bulamıyorum kendi sorduğum sorulara. Işıklar gidince daha mı iyi oldu her şey, biz yine yarı aç yarı tok dolaşırken, kime yaradı bu gidiş? Ne anlatmak istemişti ışıklar bize, böylesine yana yakıla. Korkmasak aydınlıktan anlayabilir miydik onları?......
Bir yıldız parladı, Karanlık gecede, Elveda der gibi. Sonra , Koptu yerinden Ve Siyahlıklarda kayboldu. Şimdi, gözleriniz, Boşalan O noktada kalsın. Ve dileyelim, Her kayan yıldız, Arkasında, Böyle bir boşluk bırakmasın...
Candan YARAŞ Edirne 2008
*Macit Ersoy, Dikili’de kurduğu Atatürk Botanik Bahçesi’nde, farklı kıtalardan getirdiği bitki türleri ile yemyeşil bir tepe yarattı *Yaşar Diler, Allianoi kazı ekibinin büyük annesi. *Cerenimo, Bekçi köpeği. Allianoi kazısında doğdu. 9 yıl boyunca, sakat bacağı ile kazı ekibinin can’ı, umutlarının ve direnişlerinin simgesi oldu.
Yorum yaz
|
||||||
| Son Güncelleme ( Perşembe, 18 Aralık 2008 ) | ||||||
| < Önceki | Sonraki > |
|---|